Zulüm ve keyfilik: Avukat Uçar’ın Türk yargısındaki çilesi

Hukuksuz bir şekilde mahkûm edilen ve İzmir Menemen R Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan görme engelli ve hemofili hastası Avukat Mehmet Ali Uçar, Adli Tıp Kurumu’ndan cezaevinde kalamayacağına dair dört rapor almasına rağmen  tahliye edilmiyor.

MAU4

32 yıllık avukat olan Mehmet Ali Uçar, Ocak 2021’de Türk Ceza Kanunu’nun 314 . maddesi uyarınca silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 8 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Uçar, 2016’daki darbe girişiminden bu yana müvekkillerinin kimlikleri nedeniyle hapsedilen 550’den fazla avukattan biriydi.

Tekrarlanan Tutuklamalar

Uçar ilk olarak 2016 yılında, Türk yargısının 2017 yılında yasakladığı Gülen Cemaati’ne üye olduğu gerekçesiyle tutuklanmıştı. Mahkemeye görme engelli olduğuna dair tıbbi raporlar sunduktan bir ay sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Ancak 2018 yılında tekrar tutuklandı ve aynı sağlık raporunu sunmasının ardından altı ay daha hapiste kaldıktan sonra serbest bırakıldı. Son tutuklanması, silahlı terör örgütü üyeliğinden 8 yıl 8 ay ceza aldığı gün gerçekleşti ve yüzlerce avukatla aynı kaderi paylaştı.

Aleyhindeki “Kanıtlar”

Mehmet Ali Uçar aleyhine “kanıtlar” Bank Asya’da hesap açması, İzmir Üniversitesi’ndeki akademik görevi ve bir yardım kuruluşuna yaptığı bağışlar (her ikisi de KHK ile kapatılmıştır), İzmir’de Cemaat ile bağlantılı olduğu iddia edilen bir hukukçular derneğinin kurucularından olması, hukuk bürosunda çalışmış kişilerin profili, ve sosyal medya postları ile ikametgahında Gülen Cemaati ile ilgili kitap ve VCD’lerin ele geçirilmesidir ve müvekkillerinin profilidir.


AİHM kararlarının göz ardı edilmesi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen çeşitli kararlar, Uçar’ın mahkumiyetinin hukuka aykırı olduğunu kanıtlamaktadır.

Örneğin Yasin Özdemir/Türkiye davasında AİHM, Gülen Hareketi’ni destekleyen ve ancak Hareketin yasaklandığı 2017 yılından önceki tarihli sosyal medya paylaşımlarının suç olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varmıştır. Nazlı Ilıcak v. Türkiye (No.2) ve Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye gibi davalarda AİHM, zamanda yasal olarak kurulmuş kuruluşlarla ilişkinin yasal kabul edilmesi gerektiğine ve geriye dönük olarak suç sayılamayacağına karar vermiştir. Taner Kılıç davasında AİHM, Bank Asya ile yapılan işlemlerin suçlayıcı delil olarak kullanılmasının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.

BM Avukatların Rolüne İlişkin Temel İlkeler’e göre, avukatlar müvekkillerinin davalarıyla özdeşleştirilmemelidir. Bu ilke, mesleki görevlerinin suç teşkil eden faaliyetlerle bir tutulduğu Uçar’ın davasında özellikle geçerlidir.


Tıbbi Raporlar

Muayene için 3 kez İzmir’den İstanbul’a götürülen Uçar, Adli Tıp Kurumu’nun 26 Mayıs 2021, 14 Temmuz 2021 ve 28 Eylül 2022 tarihli ‘cezaevinde kalamaz’ raporlarına rağmen tahliye edilmedi. (Dört rapordan ikisi aşağıdadır.)

Uçar cezaevinde, kendisini sözlü olarak taciz ve tehdit eden cinayet ve pedofili suçlarından hüküm giymiş kişilerle aynı avluyu paylaşmak zorunda kaldı. Bu durumu cezaevi yönetimine bildirdikten sonra, hükümlülerden biri tarafından “terör propagandası yapmakla” suçlandı ve derhal kovuşturmaya uğradı.

Ayrıca Uçar, cezaevinde güvenli bir şekilde hareket edebilmesini zorlaştıran ciddi bir hastalık olan hemofili hastası. Uçar, adalet arayışı için yazdığı mektupta “Görme bozukluğum ve hemofili hastalığım göz önüne alındığında, cezaevinde hayatta kalmak neredeyse mucizevi bir şey” dedi.

Uçar ayrıca, İzmir’de “FETÖ borsası” olarak bilinen yargı ve kolluk kuvvetleri içindeki yozlaşmış bir ağı ima ederek, büyük miktarlarda para karşılığında serbest bırakılmasını teklif eden “aracılarla” karşılaştığını da açıkladı. Bu şebekenin Gülen Hareketi ile bağlantılı kişilerden hapis tehdidi altında para aldığı iddia ediliyor. 

Sonuç

Mehmet Ali Uçar’ın davası, Türk yargısındaki keyfilik ve yolsuzluğun yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının açıkça göz ardı edilmesinin çarpıcı bir örneğini teşkil etmektedir. Uçar’ın tekraren tutuklanmasını çevreleyen koşullar, hukuken şüpheli delillere dayanılması ve uluslararası hukuk standartlarına uyulmaması, adalet ve hukukun üstünlüğü ilkelerine meydan okuyan sistemik sorunların altını çizmektedir.

Uçar’ın davasında ve benzer davalarda AİHM kararlarının göz ardı edilmesi, uluslararası hukuk normlarından ve yükümlülüklerinden endişe verici bir sapmaya işaret etmektedir. AİHM’in Uçar’a karşı yapılanlar gibi eylemlerin hukuka aykırı olduğuna dair açık direktiflerine rağmen, Türk yargısı bu gerekçelere dayanarak mahkumiyet kararları vermeye devam etmiştir. Bu durum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin korunmaması anlamına geldiği gibi, AİHM’nin güvenilirliğini ve otoritesini de azaltmaktadır.

Sonuç olarak, Mehmet Ali Uçar’ın çektiği çile, hem iç hukuk hem de uluslararası insan hakları standartlarının hiçe sayıldığı, kaygı verici düzeyde keyfilik ve yolsuzlukla işleyen bir yargının simgesidir. 

.



Categories: Turkey Human Rights Blog, Unjust / Wrongful Convictions

Tags: ,

Discover more from The Arrested Lawyers Initiative

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading